Para ve finansman merkezli ekonomik anlayıştan, üretimi ve insanı merkeze alan BüyükAile Ekonomi Modeli’ne geçmenin zamanı gelmedi mi?
Çiftçi feryat ediyor. İşçi feryat ediyor. Memur feryat ediyor. Emekli feryat ediyor. Esnaf feryat ediyor. Sanayici feryat ediyor.
Bir ülkede toplumun neredeyse bütün kesimleri aynı anda geçim sıkıntısından şikâyet ediyorsa artık mesele yalnızca maaş, faiz, döviz veya enflasyon meselesi değildir. Mesele, ekonomik sistemin kimin için ve neyi önceleyerek çalıştığı meselesidir.
Çiftçi üretiyor ama kazanamıyor. Sanayici fabrikasını çalıştırıyor ama maliyetleri karşılamakta zorlanıyor. Esnaf ürününü satamıyor. İşçi çalışıyor ama aldığı ücretle üretilen malı satın alamıyor. Emekli yıllarca çalışmasının karşılığında insanca yaşayabileceği bir gelire ulaşmakta zorlanıyor.
Ortada çok ciddi bir çelişki var: Üreten kazanamıyor, çalışan geçinemiyor, tüketen satın alamıyor.
Peki kim kazanıyor? Daha önemlisi, bu ekonomik düzen hangi faaliyeti ödüllendiriyor?
Para, üretimin hizmetkârı olmaktan çıkmamalı
Türkiye'nin artık para ve finansman işlemlerini ekonominin merkezine yerleştiren anlayışı ciddi biçimde sorgulaması gerekiyor.
Faiz tartışmaları, döviz hareketleri, finansal getiriler ve sürekli değişen parasal tedbirler ekonominin gündemini belirlerken üretimin temel sorunları ikinci planda kalmamalıdır.
Elbette para politikası, finans sistemi ve fiyat istikrarı önemlidir. Ancak bunlar ekonominin nihai amacı değil, üretimin, yatırımın ve toplumsal refahın araçları olmalıdır.
Para kendi başına refah üretmez. Refahın kalıcı kaynağı; emek, bilgi, teknoloji, tarım, sanayi ve katma değerli üretimdir.
Üretime hizmet etmeyen bir finansman sistemi, zamanla üreticiyi finansmana bağımlı hale getirir. Böyle bir düzende insan, ürettiğinden çok borcunu nasıl çevireceğini düşünmeye başlar.
Üreticiyi desteklemeden ucuzluk beklemek mümkün mü?
Bir çiftçi düşünelim.
Mazotu pahalı, gübresi pahalı, tohumu pahalı, elektriği pahalı, işçiliği pahalı. Üstelik ürününün hangi fiyattan satılacağını da çoğu zaman kendisi belirleyemiyor.
Bu çiftçiden hem üretime devam etmesini hem de ürününü ucuza satmasını bekliyoruz.
Aynı durum sanayici için de geçerli. Enerji, ham madde, finansman, vergi ve diğer maliyetler yükselirken sanayiciden düşük fiyatla üretim yapmasını, ihracatta rekabet etmesini ve istihdamı artırmasını istiyoruz.
Peki bunun sürdürülebilir altyapısını kuruyor muyuz?
Üretimi yeterince desteklemeden fiyatları aşağı çekmeye çalışmak, sorunun çözümünü üreticinin omuzlarına yüklemektir.
Burada ihtiyaç duyulan şey, karşılıksız ve denetimsiz para dağıtmak değildir. **Gerçek üretimi, istihdamı, verimliliği ve tüketiciye uygun fiyatla ulaşmayı destekleyen, sonuçları ölçülebilen bir sübvansiyon sistemidir.**
Devlet, üreticinin belirli girdilerini desteklemeli; bunun üretim miktarına, maliyete, istihdama ve satış fiyatına nasıl yansıdığını da şeffaf biçimde izleyebilmelidir.
Enflasyonu yalnızca arz meselesi olarak görmek yanlıştır
Türkiye'de enflasyonu sadece piyasadaki ürün miktarıyla veya insanların fazla tüketmesiyle açıklayamayız.
Enflasyon; üretim maliyetlerinden döviz hareketlerine, finansman giderlerinden beklentilere, arz koşullarından dağıtım zincirlerine kadar pek çok unsurun etkileşimiyle oluşur.
Bugün üzerinde özellikle durmamız gereken çelişki şudur: İnsanların alım gücü düşerken üreticinin maliyetleri yüksek kalıyor.
Üretici fiyatını düşüremiyor çünkü maliyetini karşılayamıyor. Tüketici satın alamıyor çünkü geliri yetmiyor. İşçi daha yüksek ücret talep ediyor çünkü geçinemiyor. İşveren ücret artışından çekiniyor çünkü üretim maliyeti zaten ağır.
Böylece üreticiyle tüketici, işçiyle işveren birbirinin karşısına yerleşiyor.
Oysa bunların tamamı aynı ekonomik bütünün parçalarıdır.
Enflasyonla mücadelede para politikası elbette gereklidir. Fakat maliyetleri azaltmayan, üretim kapasitesini güçlendirmeyen ve verimliliği artırmayan bir mücadele toplumun bütün kesimlerinde kalıcı refah oluşturamaz.
Çözüm: BüyükAile Üretim Ekonomisi Modeli
Benim savunduğum BüyükAile yaklaşımı tam da burada farklı bir ekonomik anlayış öneriyor.
Çiftçiyi, sanayiciyi, işçiyi, esnafı, tüccarı, memuru, emekliyi ve tüketiciyi birbirinden bağımsız çıkar grupları olarak değil, aynı ekonomik ailenin birbirini tamamlayan üyeleri olarak görmek zorundayız.
BüyükAile Modeli'nde amaç bir kesim kazanırken diğerinin kaybetmesi değil, oluşturulan katma değerin adil ve sürdürülebilir biçimde paylaşılmasıdır.
Bu yaklaşımın temelinde birbirini tamamlayan çalışmalar bulunmalıdır:
- Üretici desteklenecek: Tarımda ve sanayide enerji, ham madde, finansman, teknoloji ve pazara erişim maliyetlerini azaltan destekler sağlanacak.
- İşçi korunacak: İstihdam, üretimin vazgeçilmez unsuru olarak değerlendirilecek; verimlilik artışının çalışanların gelirine de yansıması sağlanacak.
- Esnaf ve tüccar sisteme katılacak: Ürünlerin tüketiciye ulaşmasında gerçek hizmet üreten ticaret desteklenecek, gereksiz aracılık maliyetleri azaltılacak.
- Tüketici güçlendirilecek: Uygun fiyat, ürün kalitesi ve erişilebilirlik üretim politikasının asli hedeflerinden biri olacak.
- Eğitim üretimle bütünleşecek: BüyükAile Esnek Öğrenim Modeli aracılığıyla çiftçiye, işçiye, girişimciye ve aile üyelerine görsel, sözel ve uygulamalı eğitim imkânları sunulacak.
- Bütün süreç şeffaf olacak: BüyükAile Şeffaf Süreç Yönetimi ile verilen desteklerin, üretim süreçlerinin, kaynak kullanımının ve ortaya çıkan toplumsal faydanın yetkili taraflarca denetlenmesi sağlanacak.
Bu modelde kooperatifler, üretici birlikleri, özel sektör, yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları birbirini dışlamayacak; ortak hedefler etrafında iş birliği yapacaktır.
Dijital sistemler ve yapay zekâ da üreticinin hangi pazarda hangi alıcıya ulaşabileceğini, hangi ürünün nerede ihtiyaç olduğunu ve maliyetlerin nasıl azaltılabileceğini belirlemede kullanılacaktır.
Örneğin bir çiftçinin üretim planı, finansman ihtiyacı, ürünün depolanması, lojistiği ve alıcıya ulaştırılması birbirinden kopuk değil, izlenebilir bir süreç olarak ele alınacaktır.
Benzer şekilde küçük bir sanayicinin yalnızca üretmesi değil, ürününü markalaştırması ve yurt içi veya yurt dışındaki gerçek alıcılarla buluşması da sistemin sorumluluk alanında olacaktır.
Bütün bu çalışmalar önce küçük ölçekli pilotlarla denenmeli, maliyetleri ve sonuçları ölçülmeli, başarılı uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.
İşçiyi devre dışı bırakan ekonomi kendi pazarını da daraltır
Ekonomide unutulmaması gereken çok temel bir gerçek var.
İşçi yalnızca üretim maliyeti değildir. Aynı zamanda tüketicidir.
Çiftçi yalnızca gıda üreticisi değildir. Sanayinin de müşterisidir.
Memur ve emekli yalnızca maaş alan kişiler değildir. Piyasadaki talebin önemli parçalarıdır.
Bu insanların alım gücü sürekli zayıflarsa sanayicinin ürettiği malı kim satın alacak? Esnaf kime satış yapacak? Çiftçi ürününü kime ulaştıracak?
İşte bu nedenle üretim ekonomisi yalnızca fabrikaların ve tarlaların meselesi değildir.
Üretim ekonomisi, üretenin kazanabildiği ve kazananın yeniden üretime ve tüketime katılabildiği bir toplumsal denge meselesidir.
Artık ekonominin başarısı başka türlü ölçülmeli
Bir ülkede finansal göstergelerin iyileşmesi önemlidir. Ancak bu iyileşme çiftçinin tarlasına, sanayicinin fabrikasına, işçinin ücretine, esnafın satışına ve emeklinin sofrasına yansımıyorsa toplum açısından eksik kalır.
Ekonominin gerçek başarısını yalnızca faizin, dövizin veya finansal getirilerin hareketiyle değil; kaç insanın üretime katıldığıyla, kaç ailenin geçimini güvence altına alabildiğiyle, ne kadar katma değer üretildiğiyle ve bu değerin toplumda nasıl paylaşıldığıyla da ölçmeliyiz.
Türkiye'nin ihtiyacı finans sistemini ortadan kaldırmak değil, onu yeniden üretimin hizmetine sokmaktır.
BüyükAile yaklaşımının temel iddiası da budur: Devleti, üreticiyi, çalışanı, ticareti ve tüketiciyi ortak fayda etrafında buluşturan, şeffaf ve denetlenebilir bir ekonomik düzen kurmak.
Çünkü aynı ülkede çiftçi de işçi de memur da emekli de sanayici de feryat ediyorsa bu feryadı yalnızca daha fazla para hareketiyle susturamayız.
Artık paranın paradan kazandığı bir düzeni büyütmek yerine, üretimin insana refah sağladığı bir düzeni güçlendirmek zorundayız.
Üreteni desteklemeyen bir ekonomi, sonunda tüketeni de koruyamaz.
Ve unutmayalım: Bir milletin gerçek zenginliği, paranın el değiştirmesiyle değil; emeğin, üretimin ve refahın çoğalmasıyla oluşur.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum Yaz
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaylanır.