Her Riski Önlemek Mümkün mü?

Önleyici Sosyal Finansın Ekonomik Sınırı

Geçtiğimiz HÜRMÜZ ve KRİZDEN SONRA YARDIM DEĞİL, KRİZDEN ÖNCE YATIRIM başlıklı yazıda bir soru sormuştum:

Bir sosyal sorunu ortaya çıktıktan sonra çözmek yerine, ortaya çıkmadan önce önlemek mümkünse neden kaynaklarımızın bir bölümünü oraya ayırmıyoruz?

Bu düşünce üzerinden de “Önleyici Sosyal Finans” kavramını tartışmaya açmıştım.

Yazıya gelen bir okuyucu yorumu ise meselenin başka ve çok önemli bir tarafını gündeme getirdi.

Özetle şöyle diyordu:

“Gerçekleşmemiş risklerin hayali maliyetlerini hesaplayamazsınız. Her ihtimal için yedek sistem kurarsanız verimlilikten vazgeçersiniz. Kaynaklar sınırlıdır. Fırsat maliyetini de görmezden gelemezsiniz.”

İtiraz önemli.

Hatta bu itiraz olmasaydı Önleyici Sosyal Finans fikrinin önemli bir parçası eksik kalabilirdi.

Çünkü gerçekten de devletin, belediyenin, ailenin veya şirketin elinde sınırsız kaynak yoktur.

Her ihtimale karşı yatırım yapılamaz.

Her risk için ayrı bütçe oluşturulamaz.

Her mahalleye kullanılmayacak tesisler kurmak, her ihtimal için stok tutmak veya her sosyal problemi daha ortaya çıkmadan çözmeye çalışmak ekonomik değildir.

O hâlde asıl soruyu değiştirelim:

Hangi riski önlemek ekonomik olarak gerçekten değerlidir?

Bence Önleyici Sosyal Finansın ikinci aşaması tam burada başlamalıdır.

HER RİSK AYNI DEĞİLDİR

Hayatta riskin sıfır olduğu bir alan yoktur.

Bir çocuğun okuldan ayrılma ihtimali vardır.

Bir gencin bağımlılıkla karşılaşma ihtimali vardır.

Bir ailenin ekonomik krize girme ihtimali vardır.

Bir bölgede sel olabilir.

Bir şehirde enerji kesintisi yaşanabilir.

Bir ülkede tedarik zinciri bozulabilir.

Fakat bunların hepsine aynı kaynak ayrılamaz.

Çünkü risk dediğimiz şey yalnızca “olabilir” kelimesinden ibaret değildir.

En az üç soruya bakmak gerekir:

Birincisi: Gerçekleşme ihtimali nedir?

İkincisi: Gerçekleşirse maliyeti ne kadar olur?

Üçüncüsü: Önlemenin maliyeti ne kadardır?

İşte ekonomik karar bu üç sorunun kesiştiği yerde ortaya çıkar.

Bir riskin gerçekleşme ihtimali yüzde 1, ortaya çıkaracağı zarar 1 milyon TL ve önleme maliyeti 5 milyon TL ise o yatırıma ihtiyatla yaklaşabilirsiniz.

Ama riskin gerçekleşme ihtimali yüzde 50, yaratacağı zarar 100 milyon TL ve önleme maliyeti 5 milyon TL ise mesele tamamen değişir.

Demek ki Önleyici Sosyal Finans:

“Her şeyi önleyelim.”

demek değildir.

Doğrusu şudur:

Önlenmesi ekonomik olarak anlamlı olan riskleri önceden belirleyelim.

GERÇEKLEŞMEYEN ŞEYİN MALİYETİ OLUR MU?

Asıl tartışmalardan biri burada çıkıyor.

“Henüz gerçekleşmemiş bir olayın maliyeti nasıl hesaplanır?”

Aslında hayatın pek çok alanında bunu zaten yapıyoruz.

Bir sigorta şirketi, henüz gerçekleşmemiş kazaların ihtimalini hesaplar.

Bir banka, henüz ödenmemiş bir kredinin batma ihtimalini hesaplar.

Bir fabrika, henüz meydana gelmemiş iş kazalarının riskini hesaplar.

Bir ülke, henüz başlamamış enerji krizine karşı stratejik rezerv tutar.

Bir şehir, henüz gerçekleşmemiş deprem için hazırlık yapar.

Bir şirket, henüz bozulmamış tedarik zinciri için alternatif tedarikçi oluşturur.

Bunların hiçbirinde geleceği kesin olarak bilmiyoruz.

Ama belirsizlik, hesabı tamamen terk etmemizi gerektirmiyor.

Tam tersine belirsizlik, risk hesabını gerekli kılıyor.

Buradaki önemli fark şudur:

“Bu olay kesin gerçekleşecekti.” diyemeyiz.

Ama:

“Bu olayın gerçekleşme ihtimali ve gerçekleşmesi hâlinde doğuracağı beklenen maliyet budur.”

diyebiliriz.

Ekonomi zaten çoğu zaman kesinlik üzerinden değil, olasılık üzerinden karar verir.

ÖNLEME KATSAYISINI BİRAZ DAHA GELİŞTİRELİM

İlk yazıda basit bir hesap önermiştim:

Önleme Katsayısı = Önlenen Toplam Maliyet / Önleyici Yatırım

Fakat okuyucunun itirazı bize bu formülü geliştirme imkânı veriyor.

Çünkü yalnızca muhtemel zararı hesaplamak yetmez.

O zararın gerçekleşme ihtimalini de hesaba katmak gerekir.

O zaman ilk hesap şöyle olabilir:

Beklenen Kriz Maliyeti = Krizin Gerçekleşme Olasılığı × Krizin Toplam Maliyeti

Diyelim ki belirli bir sosyal riskin gerçekleşme ihtimali yüzde 40.

Gerçekleştiğinde toplum için tahmini maliyeti 10 milyon TL.

O hâlde beklenen maliyet:

4 milyon TL’dir.

Şimdi önleme programının maliyetinin 1 milyon TL olduğunu varsayalım.

Eğer yapılan çalışma gerçekten bu riski anlamlı ölçüde azaltabiliyorsa, ekonomik olarak değerlendirmeye değer bir alan ortaya çıkar.

Fakat hesap burada da bitmez.

Bir soru daha vardır:

O 1 milyon TL’yi başka bir yere harcasaydık ne kadar fayda sağlayacaktık?

İşte buna fırsat maliyeti diyoruz.

Bu nedenle Önleyici Sosyal Finansın güçlü hâli yalnızca önlenen zararı değil, alternatif kullanımın değerini de hesaba katmalıdır.

Belki ileride şöyle bir formül kullanılabilir:

Net Önleme Değeri = Olasılık Ağırlıklı Önlenen Maliyet − Önleyici Yatırım − Fırsat Maliyeti

Bu hesabın sonucu pozitifse yatırım ekonomik olarak anlamlı olabilir.

Negatifse o kaynağı başka bir probleme yöneltmek daha doğru olabilir.

Görüldüğü gibi bu yaklaşım kaynak kıtlığını reddetmiyor.

Tam tersine kaynak kıtlığını merkeze alıyor.

HER ÖNLEYİCİ HARCAMA İYİ HARCAMA DEĞİLDİR

Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı da ortadan kaldırmak gerekiyor.

Bir projenin üzerine “önleyici” yazmak onu otomatik olarak faydalı hâle getirmez.

Bir belediye gençlik merkezi açabilir.

Ama kimse kullanmıyorsa yatırımın önleyici etkisi olmayabilir.

Bir kurum yüzlerce eğitim düzenleyebilir.

Ama davranış değişikliği üretmiyorsa sadece faaliyet yapılmış olur.

Bir sosyal yardım programı “erken müdahale” adı taşıyabilir.

Ama doğru risk grubuna ulaşmıyorsa kaynak boşa gidebilir.

Dolayısıyla Önleyici Sosyal Finansın en önemli şartlarından biri şudur:

Ölçmek.

Kaç kişiye ulaştınız?

sorusundan bir adım ileri gitmek zorundayız.

Risk ne kadar azaldı?

Program uygulanmayan benzer gruplarda sonuç ne oldu?

Programın maliyeti nedir?

Üretilen sosyal faydanın ekonomik karşılığı nedir?

Aynı kaynak başka bir alanda daha fazla fayda sağlar mıydı?

İşte kamu kaynaklarını doğru kullanan sistem bu soruları sormalıdır.

SOSYAL POLİTİKADA “YEDEKLİLİK” İSRAF MIDIR?

Okurun önemli itirazlarından biri de şuydu:

“Her alanda yedek kapasite kurmaya çalışırsanız verimliliği kaybedersiniz.”

Bu da doğru bir uyarıdır.

Ama yedekliliğin tamamı israf değildir.

Bir hastanede hiç kullanılmayan yoğun bakım yatağı ilk bakışta verimsiz görünebilir.

Fakat salgın geldiğinde onun adı kapasitedir.

Bir şehrin afet deposunda yıllarca kullanılmayan malzemeler vardır.

Afet çıkmazsa maliyet gibi görünür.

Afet olduğunda hayat kurtarır.

Bir enerji sisteminde alternatif kaynak ekonomik açıdan pahalı olabilir.

Ana sistem çöktüğünde ise ülkeyi ayakta tutar.

Bunun için verimlilik ile dayanıklılık arasında bir denge kurmak gerekir.

Son yıllarda ekonomi dünyasının da giderek daha fazla fark ettiği meselelerden biri budur:

En ucuz sistem her zaman en güvenli sistem değildir.

Bazen yüzde 2 daha pahalı bir sistem, kriz sırasında yüzde 50 daha az zarar oluşturabilir.

Bu nedenle ekonomik akıl yalnızca maliyeti küçültmek değildir.

Bazen ekonomik akıl, büyük kaybı engelleyecek küçük maliyeti kabul etmektir.

PEKİ KARARI KİM VERECEK?

İşte zor soru budur.

Hangi sosyal problemin öncelikli olduğuna kim karar verecek?

Bir belediye mi?

Bir bakanlık mı?

Akademisyenler mi?

Ekonomistler mi?

Sosyal hizmet uzmanları mı?

Mahalle mi?

Bence cevap:

Hiçbiri tek başına değil.

Bir sosyal riskin maliyetini yalnızca muhasebeci hesaplayamaz.

Çünkü sosyal maliyet sadece para değildir.

Bir çocuğun eğitimden kopmasının maliyetinde gelecekteki gelir kaybı vardır.

Aile üzerindeki etkisi vardır.

Suç riskindeki artış olabilir.

Psikolojik etkiler vardır.

Kamu hizmetlerinin maliyeti vardır.

Aynı şekilde sosyal bilimci de tek başına karar veremez.

Çünkü bütçe sınırlıdır.

Kaynak tahsisi gerekir.

Dolayısıyla Önleyici Sosyal Finans çok disiplinli bir karar mekanizması ister.

Ekonomi.

Sosyal politika.

Psikoloji.

Eğitim.

Sağlık.

Yerel yönetim.

Veri analizi.

Ve en önemlisi saha bilgisi.

BENCE YENİ BÜTÇE SORUSU ŞU OLMALI

Bugün kamu kurumlarının faaliyet raporlarına baktığımızda genellikle şöyle ifadeler görürüz:

10 bin kişiye ulaşıldı.

3 bin aileye yardım yapıldı.

500 eğitim düzenlendi.

20 gençlik merkezi açıldı.

Bunlar önemlidir.

Ama artık ikinci aşamaya geçmeliyiz.

Şunu sormalıyız:

Ne değişti?

Daha sonra:

Hangi risk azaldı?

Bir adım sonra:

Azalan bu riskin ekonomik ve sosyal değeri nedir?

Ve nihayet:

Aynı kaynak başka bir alanda kullanılsaydı daha yüksek fayda üretir miydi?

İşte Önleyici Sosyal Finansı slogan olmaktan çıkaracak soru budur.

SONUÇTA?

Önleyici Sosyal Finans, geleceği bildiğimizi iddia eden bir model değildir.

Tam tersine geleceği bilemediğimiz için riskleri ölçmeye çalışan bir yaklaşımdır.

Her sosyal sorunu önceden çözelim demiyorum.

Her ihtimal için bütçe oluşturalım da demiyorum.

Benim söylediğim daha basit:

Büyük bir sosyal maliyetin makul bir harcamayla ve yeterli olasılıkla önlenmesi mümkünse, o harcamaya “gider” değil “yatırım” gözüyle bakmalıyız.

Ama bunun için veri gerekir.

Ölçüm gerekir.

Karşılaştırma gerekir.

Fırsat maliyetini hesaba katmak gerekir.

Ve gerektiğinde:

“Bu yatırımı yapmayalım.”

diyebilmek de gerekir.

Çünkü sosyal finansın amacı daha çok para harcamak değildir.

Daha doğru zamanda, daha doğru yere, daha az kaynakla daha büyük sosyal maliyetleri önleyebilmektir.

Belki meseleye bundan sonra şu soruyla bakmalıyız:

Bir kriz meydana geldiğinde ne kadar para harcadığımızı zaten biliyoruz.

Peki hiç meydana gelmemesi için harcanması ekonomik olarak mantıklı olan miktar nedir?

Bence Önleyici Sosyal Finansın asıl bilimi bu sorunun cevabını bulduğumuz gün başlayacak.