İKTİDAR SORUNU DEĞİŞTİ
Türkiye’nin geçmişteki temel sorunlarından biri, seçilmiş iktidarların devletin bütün kurumlarına hâkim olamamasıydı. Hükümetler kuruluyor fakat bürokrasiye tam olarak söz geçiremiyor, Meclis’in üzerinde askerî ve yargısal vesayet tartışmaları yaşanıyor, ordu zaman zaman siyasetin yönünü belirleyen bir güç hâline geliyordu.
Bugün ise Türkiye’nin önünde farklı bir iktidar sorunu bulunmaktadır.
Ordu artık siyasetin temel belirleyicisi değildir. Hükümet bürokrasiye söz geçiremeyen değil, bürokrasiyi güçlü biçimde yönlendirebilen bir konumdadır. Cumhurbaşkanlığı devlet yönetiminin merkezine yerleşmiş, yürütmenin karar alma ve uygulama gücü önemli ölçüde artmıştır.
Bu nedenle bugün hâlâ “devlet güçsüzdür”, “hükümet bürokrasiye hâkim değildir” veya “ordu siyasetin içine girmelidir” demek, Türkiye’nin bugünkü gerçekliğini görmemek olur.
Türkiye’nin artık temel sorunu iktidar boşluğu değil, iktidarın fazlasıyla merkezileşmesidir.
Devlet güçlü olmalıdır. Ancak güçlü devlet, bütün yetkilerin tek bir makamda toplandığı devlet değildir. Güçlü devlet; Meclis’in yasama ve denetim görevini yaptığı, hükümetin karar alıp uyguladığı, yargının bağımsız biçimde adalet dağıttığı, bürokrasinin liyakatle çalıştığı ve yerel yönetimlerin kendi sorumluluk alanlarında hareket edebildiği devlettir.
Bir kurumun güçlenmesi, diğer kurumların etkisizleşmesini gerektirmez. Yürütmenin güçlenmesi Meclis’in zayıflaması, bürokrasinin hızlanması kurumsal görüşlerin ortadan kalkması, güvenlik güçlerinin etkinleşmesi de hukuk denetiminin azalması anlamına gelmemelidir.
Bugün güçlendirilmesi gereken kurumların başında Türkiye Büyük Millet Meclisi gelmektedir. Meclis yalnızca kanun tekliflerinin kabul edildiği bir yer olmamalıdır. Hükümeti denetlemeli, bakanlardan doğrudan hesap sorabilmeli, bütçe harcamalarını ayrıntılı biçimde inceleyebilmeli ve ülkenin temel meselelerinde gerçek bir tartışma alanı oluşturmalıdır.
Meclis çoğunluğun her istediğini yapabildiği değil, çoğunluğun da hesap verdiği yer olmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı makamı güçlü olabilir. Ancak devletin bütün kurumlarının yerine geçmemelidir. Bakanlıklar yalnızca yukarıdan gelen talimatları uygulayan yapılara dönüşürse, ortaya hızlı fakat kurumsal hafızası zayıf bir yönetim çıkar. Bakan kendi alanından, bürokrat hazırladığı rapordan, karar veren makam da verdiği kararın sonucundan sorumlu olmalıdır.
Yetki kimdeyse sorumluluk da onda bulunmalıdır.
Türkiye geçmişte bürokratik vesayetten zarar gördü. Bugün ise bürokrasinin siyasi iradeden bağımsız mesleki görüş bildirmekte zorlanması tehlikesiyle karşı karşıyayız. Devlet memuru seçilmiş hükümete karşı direnen bir yapı olmamalıdır. Fakat herhangi bir siyasi partinin çalışanına da dönüşmemelidir.
Kamu görevlerine atamalarda liyakat, ehliyet, tecrübe ve ölçülebilir başarı esas alınmalıdır. Bir kamu görevlisi doğruyu söylediğinde görevini kaybetmekten korkuyorsa, orada güçlü devlet değil, yanlışlarını göremeyen bir yönetim vardır.
Yargının sorunu da artık yalnızca davaların uzun sürmesi değildir. Asıl mesele güven sorunudur. Vatandaş benzer olaylarda farklı kişilere farklı hukuk uygulandığını düşünüyorsa, mahkemeler ne kadar hızlı karar verirse versin adalet duygusu oluşmaz.
Yargı iktidarın veya muhalefetin aracı hâline gelmemelidir. Bir kişi iktidara yakın olduğu için korunmamalı, muhalefete yakın olduğu için de peşinen suçlu kabul edilmemelidir. Delil varsa soruşturma yapılmalı, yargılama makul sürede tamamlanmalı ve kararlar açık, tutarlı ve ikna edici gerekçelere dayanmalıdır.
Yerel yönetimler konusunda da benzer bir dengeye ihtiyaç vardır. Belediye başkanları seçilmiş olmakla denetim dışı kalamaz. Ancak soruşturma açılması da seçmen iradesinin bütünüyle ortadan kaldırılmasına gerekçe yapılmamalıdır. Geçici görevden alma gerektiğinde, yerine merkezi yönetimin atadığı bir memurdan önce belediye meclisinin kendi içinden seçeceği bir isim düşünülmelidir.
Merkez belediyeleri denetlemeli, fakat onların yerine geçerek yönetmemelidir.
Ordu meselesi ise artık eski biçimiyle Türkiye’nin temel sorunu değildir. Ordunun siyasetin dışında kalması doğrudur ve korunmalıdır. Ancak sivil denetim ile partisel kontrol birbirine karıştırılmamalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri herhangi bir partinin değil, devletin ve milletin ordusudur. Terfiler, görevlendirmeler ve savunma kararları mesleki ölçülere dayanmalıdır.
Polis açısından da sorun yalnızca yetki eksikliği değildir. Asıl mesele yetkinin ölçülü ve hukuk içinde kullanılmasıdır. Polis suçla mücadele etmeli, can ve mal güvenliğini korumalı, şiddet ile barışçıl protestoyu birbirinden ayırmalıdır. Eleştiri güvenlik tehdidi değil, erken uyarı sistemidir. Buna karşılık şiddet de düşünce özgürlüğü sayılamaz.
Devlet gücünün meşruiyeti, ne kadar sert kullanıldığıyla değil, ne kadar adil ve ölçülü kullanıldığıyla anlaşılır.
Ekonomide de benzer bir iktidar sorunu vardır. Türk lirası yalnızca yasaklarla veya millî söylemlerle güçlenmez. Vatandaş parasının değerini koruyacağına inanmadıkça, şirketler uzun vadeli plan yapamadıkça ve devletin ekonomi politikaları öngörülebilir olmadıkça millî para güçlenemez.
Paranın itibarı, kurumların itibarından ayrı değildir.
Mevzuat alanında ise Türkiye’nin sorunu kanun eksikliği değil, çok sık değişen ve yeterince tartışılmadan çıkarılan düzenlemelerdir. Hukuk devleti çok kanun çıkaran değil, vatandaşın önünü görebildiği ve devletin de kendi koyduğu kurallara uyduğu devlettir.
Din meselesi de geçmiştekinden farklılaşmıştır. Bugün Türkiye’de dinin kamusal alandan bütünüyle dışlandığı söylenemez. Asıl sorun, dinin siyasi iktidarın aracı hâline gelmemesi ve devletin bütün inanç gruplarına eşit davranmasıdır.
Ahlâk yalnızca dinî söylemle değil, devlet uygulamalarıyla da gösterilir. Kamu kaynağını israf etmemek, ehil olmayanı göreve getirmemek, yakınını kayırmamak, yalan bilgi vermemek ve vatandaşa eşit davranmak devlet ahlâkının temelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı güçsüz bir hükümet değildir. Güçlü hükümetin yanında güçlü Meclis’e, bağımsız yargıya, liyakatli bürokrasiye, yetkili yerel yönetimlere, profesyonel güvenlik kurumlarına, özgür medyaya ve etkili bir sivil topluma ihtiyaç vardır.
Geçmişte sorun devlet içinde çok sayıda iktidar odağının bulunmasıydı. Bugünkü sorun ise iktidarın tek merkezde toplanırken kurumların kendi kişiliklerini ve sorumluluklarını kaybetmesidir.
Türkiye’nin yeni iktidar meselesi, devleti yeniden muktedir kılmak değildir. Zaten güçlenmiş olan yürütme iktidarını hukukla dengelemek, kurumlara yeniden görev ve sorumluluk kazandırmak ve devlet gücünü milletin ortak gücüne dönüştürmektir.