DİPLOMA ÇOĞALIYOR, YETKİNLİK NEDEN AZALIYOR?
Türkiye’nin öğretim sorunu okul, öğretmen veya derslik sayısından ibaret değildir. Asıl mesele, yıllarca eğitim alan insanın öğrendiği bilgiyi hayata, üretime ve toplumsal faydaya dönüştürüp dönüştüremediğidir.
Bugün milyonlarca gencimiz sınav kazanmak, diploma almak ve bir kamu görevine yerleşmek için yarışıyor. Buna karşılık işletmeler yetişmiş eleman bulamadığını, gençler ise diplomalarına uygun iş bulamadığını söylüyor. Bir tarafta iş arayan gençler, diğer tarafta çalışan bulamayan işyerleri bulunuyorsa burada insan eksikliği değil, sistem kopukluğu vardır.
Öğretim sistemi öğrenciyi hayata hazırlamak yerine çoğu zaman bir sonraki sınava hazırlamaktadır. Çocuk bilgiyi anlamak için değil, soruyu cevaplamak için öğrenmektedir. Sınav tamamlandığında bilgi unutulmakta; okul bittiğinde öğrenme de bitmektedir.
Oysa yapay zekânın birkaç saniyede bilgiye ulaştığı bir çağda, insanın üstünlüğü ezberlediği bilgi miktarıyla ölçülemez. İnsana bilgiyi arama, doğrulama, yorumlama, farklı alanlarla ilişkilendirme, yeni bir çözüm üretme ve ahlâkî sorumlulukla kullanma yeteneği kazandırılmalıdır.
İnsanın yalnız aklı yoktur. Duyguları, iradesi, inancı, aidiyeti ve birlikte yaşama ihtiyacı da vardır. Öğretim yalnız doğru ile yanlışı ayırmayı öğretirse fakat iyi ile kötüyü, hak ile haksızlığı ve sorumluluk ile menfaati ayıramayan insanlar yetiştirirse eksik kalır.
Değer öğretimi de bir dinin veya siyasi anlayışın zorla benimsetilmesi şeklinde yürütülemez. Laiklik inanca düşmanlık değil, farklı inançların aynı hukuk altında özgürce yaşayabilmesidir. Öğrenci kendi inancını öğrenebilmeli, başka inanç ve düşünceleri de doğru kaynaklardan tanıyabilmelidir. Amaç çatışma üretmek değil; kendi değerlerine sahip, başkasının hakkına da saygı gösteren insanlar yetiştirmektir.
Türkiye’nin bir başka sorunu, öğretimin hayatın gerçek meselelerinden kopmasıdır. Üniversitelerde çok sayıda araştırma yapılmakta fakat bu çalışmaların şehirlerin, kurumların ve üretim alanlarının gerçek ihtiyaçlarıyla ilişkisi çoğu zaman kurulamamaktadır.
Ülkenin ve şehirlerin sorunları üniversitelere somut araştırma konusu olarak verilmelidir. Bir ilçenin su kaybı, trafik sorunu, tarımsal verimsizliği, genç işsizliği, yaşlı bakımı, enerji ihtiyacı veya üretim kapasitesi öğrencilerin ve bilim insanlarının çalışma alanına dönüştürülmelidir. Ortaya çıkan çözüm laboratuvarda veya tez rafında kalmamalı; sahada uygulanmalı, ölçülmeli ve sonuçlarına göre geliştirilmelidir.
Bilgi ancak hayata dokunduğunda değer üretir.
Öğretim ile üretim arasındaki kopukluk da giderilmelidir. Meslek liseleri, üniversiteler ve meslek yüksekokulları yalnızca ders yapılan kurumlar olmamalıdır. Öğrenciler gerçek üretim, tasarım, yazılım, bakım, tarım, sağlık, iletişim, pazarlama ve sosyal hizmet süreçlerinin içine girmelidir.
Burada amaç öğrenciyi ucuz işçi yapmak değildir. Öğrendiği bilginin gerçek hayatta nasıl karşılık bulduğunu göstermektir. Öğrencinin yaptığı iş kayıt altına alınmalı, emeğinin karşılığı ödenmeli ve başarısı yalnız sınav kâğıdıyla değil, ortaya koyduğu ürün ve çözümle de değerlendirilmelidir.
BüyükAile modelindeki Şehir Enstitüleri ve Üretim Peronları bu ihtiyaca cevap verecek biçimde tasarlanmıştır. Şehir Enstitüleri, şehrin gerçek ihtiyaçlarına göre insan yetiştirirken Üretim Peronları öğrenilen bilginin üretime, markaya, satışa ve bireysel kazanca dönüşmesini sağlar. Genç yalnızca kursa katılan değil; beceri kazanan, üreten ve emeğinden gelir elde eden kişi hâline gelir.
Her şehrin aynı öğretim programına mahkûm edilmesi de doğru değildir. Elbette ülke genelinde ortak bir bilgi, vatandaşlık ve kalite standardı bulunmalıdır. Ancak Rize’de çay, Konya’da tarım teknolojileri, Bursa’da otomotiv, Gaziantep’te tekstil ve gıda, İstanbul’da finans ve yazılım alanlarının aynı ağırlıkla ele alınması beklenemez.
Önce şehirlerin üretim, ihtiyaç ve beceri haritaları çıkarılmalıdır. Hangi mesleğe ihtiyaç var, hangi alanlarda işgücü açığı bulunuyor, hangi üretim imkânı kullanılmıyor ve gençler hangi becerilere yönlendirilebilir? Öğretim planı bu gerçek verilere göre şekillenmelidir.
Devlet ortak standartları ve fırsat eşitliğini sağlamalı, yerel yönetimler ihtiyaçları görünür hâle getirmeli, üniversiteler bilgi ve araştırma üretmeli, özel sektör uygulama ve pazar imkânı sunmalı, aileler ve öğrenciler ise sürecin aktif tarafı olmalıdır.
Bu yapı devlet, millet ve sermaye ortaklığının öğretim alanındaki karşılığıdır. Ancak ortaklık kapalı ilişkiler içinde değil, Şeffaf Süreç Yönetimi ile kurulmalıdır.
Hangi bölümden kaç öğrenci mezun oldu? Bunların kaçı iş buldu? Mezunlar hangi ücretlerle çalışıyor? Açılan bölüm şehrin hangi ihtiyacına karşılık geliyor? Hangi işletmeye kaç öğrenci gönderildi? Kamu tarafından yapılan harcama hangi beceri ve üretim sonucunu doğurdu?
Bu bilgiler halka açık olmalıdır.
Şeffaflık yalnız okul bütçesini göstermek değildir. Verilen eğitimin sonuçlarını da görünür kılmaktır. Bir eğitim programı yıllardır mezun veriyor fakat öğrencilerin büyük bölümü iş bulamıyorsa o program yeniden ele alınmalıdır. Öğrencinin yıllarını alan fakat hayatında karşılık üretmeyen bir öğretim, ücretsiz olsa bile topluma pahalıya mal olur.
Diploma sistemi de yeniden değerlendirilmelidir. Diploma önemlidir; ancak tek başına ömür boyu yeterlilik belgesi sayılamaz. Özellikle sağlık, hukuk, mühendislik, mali müşavirlik ve teknik mesleklerde bilgi sürekli yenilenmektedir. Bir kişinin yıllar önce aldığı diplomayla hiç güncellenmeden mesleğini sürdürmesi doğru değildir.
Meslekî yeterlilikler belirli aralıklarla güncellenmeli, sürekli eğitim zorunlu hâle getirilmeli ve uygulama başarısı ölçülmelidir. Meslek hataları için meslekî sorumluluk sigortası ve dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır. Doktorun, mühendisin veya teknik personelin yaptığı ciddi hatanın bedeli yalnız mağdurun üzerinde kalmamalıdır.
Bununla birlikte diploma sahibi olmayan fakat işini iyi bilen insanların tecrübesi de yok sayılmamalıdır. Usta, zanaatkâr ve sahada yetişmiş kişiler sınav, uygulama ve portfolyo sistemiyle yeterliliklerini belgeleyebilmelidir. Ancak insan sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren alanlarda ehliyetsiz uygulamaya izin verilmemelidir. Rekabet özgürlüğü, insan hayatını tehlikeye atma özgürlüğü değildir.
Öğretmen de yalnız merkezden gönderilen programı uygulayan bir memura dönüştürülmemelidir. Ortak kazanımlar belirlenmeli; fakat öğretmene yöntem, örnek ve uygulama alanında hareket imkânı tanınmalıdır. Öğrenci farklı öğretmenlerden, çevrim içi kaynaklardan ve uygulama merkezlerinden yararlanabilmelidir.
Sınav sistemi ise öğrencinin tek bir gününe ve yalnızca ezber gücüne bağlı olmamalıdır. Ortak sınavların yanında proje, uygulama, takım çalışması, problem çözme ve üretim becerisi de değerlendirilmelidir. Öğrenci belirli bir konudaki yeterliliğini kazandığında sınava girebilmeli; eksik kaldığında yeniden öğrenme ve tekrar sınanma hakkına sahip olmalıdır.
Öğretimin belirli bir yaşta başlayıp diplomayla sona erdiği anlayış da artık geçerli değildir. İnsan hayatı boyunca yeni bilgiler ve beceriler edinmek zorundadır. Emekli olmuş bir öğretmen, mühendis, usta veya yönetici bilgi ve tecrübesini gençlere aktarabilmelidir. Gençler yeni teknolojiyi, yaşlılar ise saha tecrübesini sisteme taşımalıdır.
Kur’an’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” sorusu, bilginin değerini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak bilmek yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Bildiğini doğru yerde, doğru yöntemle ve insanlığa fayda sağlayacak biçimde kullanabilmektir.
Türkiye’nin öğretim sorunu diploma eksikliği değil, bilgi ile hayat arasındaki bağın zayıflığıdır. Çözüm daha fazla ezber, daha fazla sınav veya daha fazla diploma değildir.
Çözüm; öğrenmeyi üretime, üretimi bireysel kazanca, bireysel kazancı toplumsal kalkınmaya bağlayan bir sistem kurmaktır.
Okul yalnız ders anlatan, öğrenci yalnız dinleyen, öğretmen yalnız not veren kişi olmaktan çıkmalıdır. Şehir bir öğrenme alanına, işyerleri uygulama merkezine, üretim gerçek sınava ve hayatın tamamı kesintisiz bir öğretim sürecine dönüşmelidir.
Çünkü geleceği diploma sahibi olanlar değil; öğrenmeye devam eden, üreten ve öğrendiğini topluma faydaya dönüştürenler kuracaktır.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum Yaz
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaylanır.