SOSYAL FİNANS — Dayanıklılık Yatırımının Getirisi
Hürmüz’de yaşananlar bize yalnızca petrolü, gemileri ve boru hatlarını anlatmıyor. Aslında çok daha büyük bir meseleyi önümüze koyuyor:
Dayanıklılığın da bir ekonomisi var.
Dünya yıllarca en ucuz yolu, en kısa güzergâhı, en verimli tedarik zincirini kurmaya çalıştı. Fakat sistemin bir noktasında şu soru yeterince sorulmadı:
Ya o yol kapanırsa?
Bugün Hürmüz çevresinde yaşanan gelişmeler bu sorunun ne kadar önemli olduğunu yeniden gösteriyor. Ülkeler alternatif petrol boru hatlarını, limanları ve ihracat güzergâhlarını yeniden değerlendiriyor. Nakliye şirketleri riskli bölgeler yerine alternatif rotalara yöneliyor.
Demek ki mesele yalnızca petrol değil.
Mesele, kriz gelmeden ikinci yolu yapabilmek.
Ben tam burada sosyal finans açısından yeni bir yaklaşımın daha güçlü biçimde tartışılması gerektiğini düşünüyorum:
ÖNLEYİCİ SOSYAL FİNANS
Biz sosyal politikayı çoğu zaman yanlış yerde başlatıyoruz.
Aile dağılıyor, sonra aile danışmanlığına para ayırıyoruz.
Genç bağımlı oluyor, sonra tedavi ve rehabilitasyon merkezi kuruyoruz.
Çocuk eğitimden kopuyor, sonra yeniden sisteme kazandırmaya çalışıyoruz.
İnsan işsiz kalıyor, borçlanıyor, ailesiyle ilişkisi bozuluyor; sonra sosyal yardım başlatıyoruz.
Afet oluyor, binalar yıkılıyor; sonra milyarlarca liralık kaynak topluyoruz.
Gıda fiyatları yükseliyor; ardından destek paketleri açıklıyoruz.
Enerji kesiliyor; sonra alternatif arıyoruz.
Bunların hepsi gerekli olabilir.
Fakat asıl soruyu yeterince sormuyoruz:
Neden hep faturayı krizden sonra ödüyoruz?
Hürmüz bize çok basit bir şey söylüyor:
Bir ülke petrolünü taşıyacak alternatif hattı krizden önce kurmuşsa, bunun adı yalnızca altyapı yatırımı değildir.
Bu, dayanıklılık yatırımıdır.
Aynı mantığı sosyal hayata taşıyalım.
Aile dağılmadan destek.
Genç bağımlı olmadan müdahale.
Çocuk okulu bırakmadan takip.
İnsan borç batağına düşmeden finansal rehberlik.
Yaşlı yalnızlaşmadan mahalle dayanışması.
Afet olmadan mahalle kapasitesi.
Gıda krizi olmadan yerel depo.
Enerji kesilmeden mikro üretim.
İşsizlik büyümeden mesleki dönüşüm.
Suç işlenmeden risk altındaki gence ulaşmak.
Bunların her biri ilk bakışta sosyal harcama gibi görünür.
Oysa önemli bir bölümü aslında sosyal yatırımdır.
Çünkü ileride ortaya çıkacak çok daha büyük bir maliyetin oluşmasını engeller.
1 TL HARCADIK, KAÇ TL’LİK SORUNU ÖNLEDİK?
Sosyal finansın bundan sonraki meselesinin bu olması gerektiğini düşünüyorum.
Bir belediye, kamu kurumu, vakıf veya sosyal yatırım fonu artık sadece şunu açıklamamalı:
“Bu projeye 10 milyon TL harcadık.”
Asıl açıklaması gereken şudur:
“Bu 10 milyon TL’lik önleyici yatırım sayesinde gelecekte ortaya çıkabilecek kaç milyon TL’lik sosyal maliyeti engelledik?”
Buradan yeni bir ölçüm sistemi geliştirebiliriz.
Ben buna Önleme Katsayısı diyorum.
Önleme Katsayısı = Önlenen toplam kriz maliyeti / Önleyici yatırım
Örneğin bir gençlik programına 1 milyon TL harcadınız.
Bu program sayesinde bağımlılık, okul terki, adli vakalar ve uzun süreli işsizlik riskleri azaltıldı.
Program yapılmasaydı tedavi, sosyal yardım, güvenlik, adli süreçler ve iş gücü kaybının ölçülebilir maliyetinin 4 milyon TL olacağı hesaplandı.
Bu durumda:
Önleme Katsayısı = 4 / 1 = 4
Yani önlemek için harcanan her 1 TL, gelecekte oluşabilecek yaklaşık 4 TL’lik maliyetin ortaya çıkmasını engelledi.
İşte sosyal finansın ihtiyacı olan yeni ölçülerden biri budur.
Sadece “kaç kişiye ulaştık?” değil.
Sadece “kaç paket dağıttık?” değil.
Sadece “kaç eğitim yaptık?” değil.
Kaç sorunun oluşmasını engelledik?
Ve daha önemlisi:
Kaç liralık gelecekteki sosyal maliyetin oluşmasını önledik?
SOSYAL SORUNLARIN DA BİLEŞİK FAİZİ VAR
Bir sosyal sorun zamanında çözülmediğinde yalnızca büyümez. Yeni sorunlar da üretir.
Bir gencin bağımlılığı yalnızca tedavi maliyeti değildir.
Okul kaybıdır.
İş gücü kaybıdır.
Aile krizidir.
Sağlık maliyetidir.
Bazen adli maliyettir.
Bazen de yıllarca devam eden bir sosyal yardım ihtiyacıdır.
Bir ailenin dağılması yalnızca boşanma istatistiğinden ibaret değildir.
Çocuğun eğitiminden psikolojik desteğe, gelir kaybından barınmaya kadar onlarca farklı maliyet doğurabilir.
Bir mahallenin afet hazırlığının yapılmaması da yalnızca afet günü ortaya çıkan zarardan ibaret değildir.
Arama kurtarma, geçici barınma, sağlık hizmetleri, iş kaybı, eğitim kaybı ve uzun vadeli ekonomik sonuçları vardır.
Demek ki sosyal sorunların da bir çeşit bileşik faizi vardır.
Sorunu geciktirdikçe maliyet büyür.
O hâlde sosyal finansın en yüksek getirilerinden biri, sorunu büyümeden durdurabilmektir.
SOSYAL YARDIMDAN SOSYAL DAYANIKLILIĞA
Burada sosyal yardımı küçümsemiyorum.
İhtiyacı olan insana yardım etmek hem devletin hem toplumun görevidir.
Fakat sistemimizi yalnızca yardım üzerine kurarsak sürekli sonuçlarla uğraşırız.
Benim önerdiğim, yardımın önüne başka bir katman koymaktır:
Sosyal dayanıklılık yatırımı.
Nasıl ülkeler stratejik petrol rezervi tutuyorsa, mahallelerin de sosyal rezervleri olmalı.
Nasıl enerji için alternatif boru hatları kuruluyorsa, toplum için de alternatif dayanışma hatları kurulmalı.
Nasıl şirketler tedarik zincirinde tek kaynağa bağımlılığı risk olarak görüyorsa; bir aileyi, bir genci veya bir yaşlıyı tek başına bırakmak da sosyal risk kabul edilmeli.
Bu açıdan baktığımızda mahalle dayanışma ağı, gençlik merkezi, aile destek programı, yerel gıda deposu, mikro enerji üretimi, meslek edinme programı veya afet gönüllü ağı yalnızca birer “sosyal proje” değildir.
Bunlar bir şehrin dayanıklılık altyapısıdır.
BÜTÇENİN KÜÇÜK BİR KISMINI KRİZDEN ÖNCE HARCASAK?
Asıl sorum budur.
Bir aile tamamen dağıldıktan sonra harcadığımız paranın küçük bir kısmını aile dağılmadan önce kullansaydık ne olurdu?
Bir genç uyuşturucu bağımlısı olduktan sonra tedaviye, güvenliğe ve adli süreçlere harcadığımız kaynağın küçük bir bölümünü daha çocukluk ve ilk gençlik döneminde ona ulaşmak için kullansaydık?
Bir sel veya depremden sonra milyarlar harcamak yerine mahalleyi yıllar öncesinden hazırlasaydık?
Gıda krizi çıktığında yardım kolisi dağıtmak yerine mahalle ve ilçe ölçeğinde üretim, stoklama ve dağıtım kapasitesi oluştursaydık?
Enerji fiyatları yükseldiğinde destek paketi açıklamak yerine yıllar öncesinden küçük ölçekli yerel enerji üretimini yaygınlaştırsaydık?
O zaman sosyal politika yalnızca yaranın üzerine pansuman yapan bir mekanizma olmaktan çıkar.
Yaranın açılmasını engelleyen bir sisteme dönüşür.
HÜRMÜZ’DEN MAHALLEYE
İlk bakışta Hürmüz Boğazı ile bir mahallenin ne ilgisi olabilir?
Bence çok ilgisi var.
Hürmüz’de bir güzergâh riske girdiğinde dünya bir kez daha şunu fark ediyor:
Tek hatta bağımlı olmak risktir. Alternatif kapasite maliyet değil, güvencedir.
Toplumlarda da durum farklı değildir.
Tek gelire bağımlı aile kırılgandır.
Tek kişiye bağımlı yaşlı kırılgandır.
Tek tedarik kanalına bağımlı mahalle kırılgandır.
Hiçbir sosyal ağı olmayan genç kırılgandır.
Yerel üretimi olmayan şehir kırılgandır.
Afet kapasitesi olmayan mahalle kırılgandır.
Biz bugüne kadar verimliliğin maliyetini hesapladık.
Şimdi biraz da kırılganlığın maliyetini hesaplamalıyız.
Daha önemlisi, dayanıklılığın getirisini hesaplamalıyız.
Belki bundan sonra kamu bütçelerini değerlendirirken yalnızca şu soruyu sormayacağız:
“Ne kadar harcadınız?”
İkinci sorumuz şu olacak:
“Bu harcamayla hangi krizin oluşmasını engellediniz?”
Üçüncü soru ise Önleyici Sosyal Finansın temel ölçüsü hâline gelebilir:
“Önlemek için harcadığınız 1 TL, kriz sonrasında harcanacak kaç TL’yi kurtardı?”
İşte Önleyici Sosyal Finans teoriden uygulamaya tam burada geçer.
Çünkü en iyi sosyal yardım bazen hiç dağıtılmasına ihtiyaç kalmayan yardımdır.
En başarılı kriz bütçesi bazen hiç kullanılmak zorunda kalmayan bütçedir.
Ve en yüksek getirili yatırım bazen doğrudan para kazandırmaz.
Felaketin maliyetinin oluşmasını engeller.
Hürmüz bize petrol üzerinden bunu hatırlatıyor.
Bizim bunu artık ailede, gençlikte, mahallede, gıdada, enerjide ve sosyal politikada öğrenmemiz gerekiyor.
Krizden sonra para bulmak önemlidir.
Ama asıl sosyal finans, krizden önce kapasite kurabilmektir.
**Ama asıl sosyal finans, krizden önce kapasite kurabilmektir.**
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum Yaz
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaylanır.