Affedebilen Alperenlerden özür diliyorum.

Benim midem kaldırmadı.

Denedim. Kendimi zorladım. “Devlet aklıdır”, “başka hesaplar vardır”, “bizim bilmediğimiz şeyler vardır” diye düşündüm. Fakat olmadı. Evlatlarımızın katillerini, ocaklara ateş düşürenleri, annelerin ömür boyu dinmeyen feryadının sebebi olanları affetme noktasına gelemedim.

Ben kısasta kaldım.

Bu sözüm birilerini kırıyorsa özür diliyorum. Affedebilen varsa ona da bir şey söylemiyorum. Herkes kendi vicdanının hesabını kendisi verecek. Ben de benimkini veriyorum.

Kur’an’ın, “Kısasta sizin için hayat vardır” hükmü zihnimden çıkmıyor.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun adalet anlayışını, devlete, millete ve şehitlere bakışını hatırlıyorum. Onun öğretisinden benim zihnimde kalan da buydu: Merhamet başka şeydir, adaleti ortadan kaldırmak başka şey.

Hz. Vahşi Müslüman olduğunda, Hz. Hamza’yı şehit etmiş olmanın ağırlığı ortadan kalkmamıştı. Peygamber Efendimizin ona karşı tavrını düşündüğümde insan olmanın, acının ve hatıranın ne kadar derin olduğunu görüyorum.

Sonra kendi kendime soruyorum:

"Ben kimim ki bütün bunları kolayca unutabileyim?"

Ben peygamber değilim.

Üstelik benim içimde kapanmayan yaranın sebebi yalnız geçmişte yaşanmış bir olay da değil. Bu ülkede yıllarca gençler öldü. Askerler, polisler, öğretmenler, işçiler, çocuklar öldü. Evinden sağlam çıkan insanların tabutları döndü. Anneler kapıda bekledi. Babalar evlatlarının ardından sustu. Çocuklar babasız büyüdü.

Şimdi biz bütün bunları hangi kelimenin içerisine koyacağız?

“Strateji” mi diyeceğiz?

“Yeni dönem” mi?

“Devlet aklı” mı?

Belki de benim bilgim eksiktir.

Ben yıllarca bir devletin gücünün; terörü bitirecek iradeye, istihbarata, teknolojiye, güvenlik kapasitesine ve caydırıcılığa sahip olmasıyla ölçüleceğini düşündüm.

Demek ki ben yanlış biliyormuşum!

Bugün teknoloji dünyanın öbür ucundaki insanı saniyeler içerisinde tespit edebiliyor. Yapay zekâdan uydu sistemlerine, insansız hava araçlarından elektronik istihbarata kadar devletlerin elinde dün hayal bile edilemeyecek imkânlar var.

Ben de safça şöyle düşündüm:

"Devlet güçlendikçe teröristin karşısında devlet büyür, terörist küçülür."

Demek mesele yalnız teknoloji değilmiş.

Demek mesele yalnız silah değilmiş.

Demek mesele yalnız istihbarat da değilmiş.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sonunda düğmeye basacak olan da, karar verecek olan da, sınırı çizecek olan da insandır.

Burada benim aklım duruyor.

Sonra kendi kendime, biraz da acı bir ironiyle diyorum ki:

"Koskoca devlet adamları yanlış yapacak değil ya… Herhâlde yanlış bilen benim!"

Fakat insan aklını sustursa bile vicdanını nasıl susturacak?

Ben bir şehit annesinin gözünün içine bakıp “Bunların hepsini geride bırakmamız gerekiyor” diyebilecek kadar güçlü değilim.

Bir yetimin başını okşayıp “Devletin bugün başka bir hesabı var” diyemiyorum.

Yatıp kalkıp İslam ile dalga geçen görüntülerini hatırlayınca, olmuyor işte.

Belki siyaset bunu söyleyebilir.

Belki diplomasi söyleyebilir.

Belki devletlerin bizim göremediğimiz denklemleri vardır.

Ama "vicdanın matematiği başka."

Orada masa yok.

Orada pazarlık yok.

Orada siyasi konjonktür yok.

Orada bir annenin kaybettiği evladı var.

Bir çocuğun dönmeyen babası var.

Bir milletin toprağa verdiği şehitleri var.

Ben meseleye buradan bakabiliyorum.

Kimseyi benim gibi düşünmeye mecbur etmiyorum. Affedeni de yargılamıyorum. Fakat benden de unutmuş gibi davranmam beklenmesin, terör bitecek diye sen de affetmelisin denmesin.

Çünkü affetmek başka şeydir, unutmak başka.

Barış istemek başka şeydir, adaleti terk etmek başka.

Devlet olmak başka şeydir, devlet hafızasını silmek başka.

Ben hâlâ şuna inanıyorum:

**Merhamet, adaletin alternatifi değildir.**

Adalet olmadan kurulacak her yeni cümlenin içerisinde eski yaranın izi kalır.

Belki günün sonunda bana “Siyaset böyle yapılmaz” diyecekler.

Olabilir.

Ben zaten siyaset tekniğinden değil, vicdanımdan konuşuyorum. Siyaseten çok rahatça "terör bitsin diye affedin gitsin" diyebiliyorum. 

Ve fakat vicdanımın geldiği yer hâlâ aynı:

“Kısasta hayat vardır.”

Affedebilen Alperenlerden, tüm affedebilen vatanseverlerden tekrar özür diliyorum.

Ben denedim.

Ama aşamadım.

Ben kısasta kaldım.