CİMER: Devletin Erken Uyarı Sistemi Olarak, Aslına Dönmeli.
Türkiye'nin gündemindeki fon ve borsa tartışmalarına bakarken aklıma yıllar önce kurduğumuz Beyaz Masa sistemi geliyor. Acaba vatandaşın şikâyetlerini doğrudan yönetime ulaştıran, araya müdahaleyi engelleyen ve tekrar eden sorunlarda kendiliğinden uyarı veren bu sistemin kuruluş ilkelerine sadık kalınsaydı, bugün yaşanan gelişmeler bu noktaya ulaşabilir miydi? Devlet, kendisine ulaşan uyarıları zamanında değerlendirebilseydi, bazı sorunlar büyümeden önlenebilir miydi? Bence bugünün en önemli yönetim tartışmalarından biri budur.
1994 yılında kurduğumuz Beyaz Masa, yalnızca vatandaşın şikâyetini alıp ilgili birime gönderen bir yapı değildi. Ön Büro, İşlem Merkezi, Çağrı Merkezi, Çözüm Ekibi, Acil Ekipler ve Beyaz Devriye ile vatandaşın sorununu öğrenen, takip eden ve gerektiğinde üst yönetimi doğrudan harekete geçiren bir sistem tasarlamıştık. Üstelik vatandaşın şikâyet etmesini beklemiyor, sorunları sahada da tespit etmeyi amaçlıyorduk. Sistemin en önemli özelliği, şikâyetin yöneticilerin veya görevlilerin kişisel inisiyatifine bırakılmadan ilerlemesiydi.
Başvurunun sisteme girmesiyle birlikte bir takip numarası oluşturulacak, işlemler bu numara üzerinden yürütülecekti. Şikâyetçinin kimlik ve iletişim bilgileri, yalnızca kendisine cevap verilmesi gereken çözüm biriminde bulunacaktı. Diğer aşamalarda esas olan kişinin kimliği değil, bildirdiği sorun ve bu sorunun çözümüydü. Aynı konuda gelen bağımsız şikâyet sayısı üçü aştığında, yani dördüncü başvuruda, konu şikâyetçilerin isimleri olmadan doğrudan üst makamın ekranına düşecekti. Herhangi bir başvuruya 48 saat içerisinde cevap verilmediğinde ise sistem, araya başka bir kişinin onayını koymadan konuyu en üst yönetim makamının ekranına taşıyacaktı. Böylece hem tekrarlanan sorunlar hem de cevapsız bırakılan başvurular yöneticiden gizlenemeyecekti.
Burada üzerinde durulması gereken mesele, sistemin işleyişine sonradan kişisel müdahale imkânı tanınmamasıdır. Şikâyetin kime ulaştırılacağı, ne zaman üst makama çıkacağı ve gecikmenin nasıl bildirileceği önceden belirlenmiş kurallara bağlı olmalıdır. Bir görevli başvuruyu inceleyebilir, değerlendirebilir ve hukuka uygun karar verebilir; ancak kaydı ortadan kaldıramamalı, uyarıyı durduramamalı veya üst yönetimden gizleyememelidir. Yanlış kayıtlar dahi gerekçesi ve işlem izi korunarak düzeltilmelidir. Çünkü yönetimde güven, yalnızca doğru kişileri göreve getirmekle değil, görevdeki kişilerin sistemi keyfî biçimde değiştirmesini önlemekle sağlanır.
Beyaz Masa'dan BİMER'e, oradan CİMER'e uzanan süreçte vatandaşın devlete ulaşması kolaylaştı. Ancak burada şu soruyu sormak gerekiyor: Başvuru sisteminin yaygınlaşması, kuruluşundaki denetim ve erken uyarı anlayışının da aynı güçle korunduğu anlamına geliyor mu? Bugün vatandaş şikâyetini gönderiyor, kurum cevap veriyor ve dosya kapanabiliyor. Oysa dosyanın kapanması sorunun çözüldüğünü göstermeyebilir. Aynı konuda kaç kişinin başvurduğu, hangi sorunların tekrarlandığı, hangi kurumların cevap vermediği ve başvuruların ne kadarının gerçek çözüme ulaştığı yönetimin önünde bulunmalıdır.
Üstelik CİMER'in mevcut düzenlemelerinde yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir husus vardır. 5690 sayılı CİMER Yönetmeliği'nin 7. maddesi, şikâyet niteliğindeki başvurularda kimlik ve iletişim bilgilerinin gizlenmesini personelin gerekli görmesine bağlayabilmektedir. Bana göre vatandaşın kimliğinin korunması kişisel takdire bırakılmamalı, sistemin temel güvencesi olmalıdır. Şikâyet edilen kişinin, şikâyetçinin bilgilerine veya başvurunun yönlendirilmesine müdahale edebileceği ihtimaller ortadan kaldırılmalıdır. Kimlik bilgilerinin hukuken zorunlu olarak kullanılacağı istisnai durumlar ise açık kurallara, sınırlı erişime ve bağımsız denetime tabi olmalıdır. Vatandaşın devlete şikâyette bulunması, kendisini şikâyet ettiği kişinin karşısında savunmasız bırakmamalıdır.
CİMER'e başvuran bazı kişilerin sonrasında baskı veya gözaltı gibi işlemlere maruz kaldığı yönündeki iddialar da bu nedenle ciddiyetle araştırılmalıdır. Her adli işlemin şikâyet nedeniyle yapıldığını söyleyemeyiz. Ancak hukuka uygun bir başvurunun misillemeye gerekçe yapılması veya kişisel bilgilerin bu amaçla kullanılması kabul edilemez. Böyle olaylar yaşanmışsa bunların hangi bilgi paylaşımı veya uygulama nedeniyle mümkün olduğu ortaya çıkarılmalıdır. Vatandaş şikâyet etmekten korkarsa devletin erken uyarı mekanizması da işlemez.
Bugünkü fon ve borsa gelişmeleri bu tartışmayı daha önemli hâle getiriyor. SPK'nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, bazı yatırım fonları üzerinden olağan dışı fiyat hareketleri 2025 yılının son çeyreğinde gözlemlenmiş, konu 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi'nde ele alınmıştır. Sonrasında çeşitli tedbirler uygulanmış olmasına rağmen 17 Eylül 2026'da 131 fon için tasfiye kararı alınmıştır. Elbette bu gelişmelerin bütün sorumluluğunu CİMER'e yükleyemeyiz. Ancak finansal işlemler hakkında daha önce yapılmış vatandaş başvurularının nasıl değerlendirildiğini, benzer şikâyetlerin bir araya getirilip getirilmediğini ve erken uyarı imkânlarının yeterince kullanılıp kullanılmadığını sorgulamak zorundayız.
Şimdi düşünelim: Şikâyetçinin ismi yalnızca cevap verecek yetkili birimde kalsaydı, başvuru numarayla izlenseydi, üçü aşan bağımsız şikâyetler doğrudan üst makama ulaşsaydı ve 48 saat cevaplanmayan başvurular en üst makamın ekranına otomatik olarak düşseydi, sizce bu sorunların aynı biçimde büyümesi mümkün olur muydu? Üstelik tekrar eden ciddi şikâyetler yetkili müfettişlerin incelemesini de zorunlu olarak başlatsaydı, uyarıların göz ardı edilmesi bugünkü kadar kolay olabilir miydi? Üç bağımsız başvuru zorunlu inceleme için yeterli sayılabilir; üçü aşan başvurular ise ayrıca üst yönetim alarmı oluşturabilir. Bu mekanizmalar suçluluk karinesi değil, yönetimin önleyici denetim güvencesi olmalıdır.
Burada savunduğum şey, her şikâyetin doğru kabul edilmesi veya her şikâyet edilenin suçlu sayılması değildir. Haksız şikâyetlere karşı da, sistem içinde yer alan, kurmuş olduğumuz caydırıcı denetim mekanizması: gri liste, kara liste, nokta ulaşımı gibi yapılar ve iftiraya yönelik alanlada da hukuki güvenceler bulunmalıdır. Ancak vatandaşın farklı kaynaklardan gelen uyarılarının bir memurun veya yöneticinin tercihiyle görünmez hâle getirilememesi gerekir. Ciddi bir iddia ilk başvuruda ortaya çıktığında da sonraki şikâyetler beklenmeden gerekli inceleme yapıldığı sistem loglarına işlenmelidir.
Asıl meselemiz şudur: Doğru sistem kurmak önemlidir; fakat daha önemlisi, kurulan sistemin temel ilkelerini bozmadan çalışmasını ve denetlenmesini sağlamaktır. Çünkü iyi tasarlanmış bir mekanizmanın içine sonradan eklenen küçük bir kişisel müdahale yetkisi, bütün denetim zincirini zayıflatabilir. Şikâyetin yönünü değiştirme, kimliğini açığa çıkarma, uyarıyı geciktirme veya dosyayı gerekçesiz kapatma imkânı, sistemin kuruluş amacını ortadan kaldırabilir. Bu nedenle sistemi kurmak kadar, sistemi değiştirenleri ve sistemin işleyişini de denetleyecek kuralları oluşturmak gerekir.
Yıllar önce Beyaz Masa'yı kurarken hedeflediğimiz anlayış buydu. Vatandaşın gördüğünü yöneticinin de görmesini, gecikmelerin gizlenememesini ve tekrar eden şikâyetlerin doğrudan yönetim uyarısına dönüşmesini istiyorduk. Beyaz Masa'yı, vatandaşın şikâyetini şikâyet ettiği kişiye teslim etmek için kurmadım. Yanlışların üstünü örtmek için değil, yanlışların üstünün örtülmesini önlemek için kurdum.
Bugün bu ilkelerin CİMER'de Beyaz Masa sisteminin kuruluş amaç ve yöntemlerine yani aslına uygun olarak güçlendirilmesini öneriyorum. Şikâyetçi korunmalı, başvuru numarası üzerinden süreç izlenmeli, belirlenen eşiklerde otomatik denetim başlamalı ve gecikmeler üst makamdan gizlenememeli, denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Eğer sistemin bu özellikleri korunabilseydi, bazı ekonomik ve idari sorunların daha erken görülebileceğini, belki de bugünkü boyutlara ulaşmadan müdahale edilebileceğini savunmak mümkündür.
Güçlü devlet, her yanlışı önceden bilen devlet değildir. Güçlü devlet, kendisine bildirilen yanlışı kaybetmeyen, uyarıyı görmezden gelmeyen ve gerektiğinde kendi yönetimini de denetleyebilen devlettir.
BüyükAile'nin devlet yönetimine ilişkin yaklaşımının başlangıç noktası budur. Çünkü mesele yalnızca CİMER değil, devletin bütün kurumlarında kişisel müdahalelere karşı korunan, denetlenebilir bir yönetim düzeni kurulmasıdır.
Bir sonraki yazıda: BüyükAile Şeffaf Süreç Yönetimi Modeli devletin kurumlarında uygulansaydı, kararlar, denetimler ve sorumluluklar nasıl yönetilirdi?
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum Yaz
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaylanır.