Poka-Yoke’den Sedd-i Zerâi’ye Kadim Önleyicilik
Modern yönetim gurularının ve endüstri mühendislerinin dillerinden düşürmediği bir kavram var: Poka-Yoke. Japonya’da Shigeo Shingo’nun Toyota Üretim Sistemi için formüle ettiği, Türkçeye kabaca "hata önleme" ya da "dalgınlık zırhı" olarak çevirebileceğimiz bir tasarım felsefesi. Mantığı son derece berrak: İnsanın dikkatine, hafızasına veya kusursuzluğuna bel bağlama; sistemi öyle kurgula ki istese bile hata yapamasın. SIM kartınızın köşesinin kesik olması, mikrodalga fırının kapağı açıkken çalışmaması ya da araç vitese takılıyken marş basmaması hep bu aklın ürünü. İnsanı hata yaptıktan sonra cezalandırmak yerine, hatayı doğmadan önce imkânsız kılmak.
Bunu modern çağın büyük bir endüstriyel aydınlanması gibi dinliyoruz. Oysa hafızamızı biraz tazelediğimizde, vitrinde parlatılan bu Japon felsefesinin bizim kendi kültür havzamızda asırlar öncesinden beri atan bir kalp olduğunu görmek hiç de zor değil: Sedd-i Zerâi.
Fıkıh ve medeniyet tasavvurumuzun en derinlikli usul prensiplerinden biri olan sedd-i zerâi, kelime anlamıyla "zarara, kötülüğe ve fesada giden yolları tıkamak" demektir. Sedd-i zerâi der ki; bizzat kendisi masum ya da mubah görünen bir fiil, eğer kaçınılmaz olarak bir yıkıma, bir haksızlığa veya bir sapmaya kapı aralıyorsa, o kapı daha aralanmadan kapatılmalıdır. Uçuruma yuvarlanan insanı aşağıda sedyeyle beklemek acil yardımdır; uçuruma giden patikaya sağlam bir set çekmek ise hikmettir.
Endüstrinin fason parçaları için geliştirdiği "kusursuz üretim" refleksi, bizim medeniyetimizde insanın bizatihi kendisi, ailesi ve toplumsal dengesi için kurulmuştu. Poka-yoke somut nesnenin geometrisine kilit vururken, sedd-i zerâi niyetin ve eylemin koridorlarına set çekiyordu.
Osmanlı mahalle nizamından vakıf kurgusuna, çarşı-pazar denetiminden ev mimarisine kadar hayatın her zerresinde bu aklın izi vardı. Birbirinin mahremiyetini görmeyecek açıyla yerleştirilen cumbanın açısı sedd-i zerâidir; faiz şüphesi doğuracak çapraz muamelelerin baştan lağvedilmesi sedd-i zerâidir; kentin iaşe zincirinde spekülasyona imkân bırakmayan narh ve lonca kuralları birer operasyonel sedd-i zerâi mekanizmasıdır. İnsanın zayıf, unutkan ve nefsine yenik düşebilen tabiatını (beşeriyetini) çok iyi bilen kadim akıl, ahlakı sadece vicdanlara havale etmemiş; sosyal mimariyi de hata yapmayı zorlaştıracak şekilde örmüştür.
Bugün bir fabrika bandında hatalı montajı engelleyen plastik bir tırnak gördüğümüzde Japon mühendisliğini ayakta alkışlıyoruz. Fakat aynı zihniyetin hukuki, ahlaki ve içtimai boyutunu bin yıl önce sistemleştiren, zararı kaynağında boğmayı bir hayat nizamı kılan kendi mirasımıza bir "antika" gözüyle bakıyoruz.
Mesele, kavramların coğrafyası değil; idrakin sığlığı. Poka-yoke endüstriyel banttaki vidayı yanlış yivden korurken; sedd-i zerâi insanı, toplumu ve adaleti çürümeden koruyordu. Kendi kültürümüzün kuytularında unutulmuş bu önleyici zekâyı yeniden hatırlamak, başkasının elindeki feneri hayranlıkla izlemekten çok daha sahici bir çıkış yolu sunuyor. Çünkü hatayı vuku bulduktan sonra tamir etmeye çalışan bir toplum yorulur; hatanın yollarını baştan kapatan bir medeniyet ise ayakta kalır.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum Yaz
Yorumunuz yayımlanmadan önce onaylanır.